Perşembe, Temmuz 09, 2009

Ligin değeri

Vassell transfer olduğunda yazmayı düşünmüştüm bu yazıyı ancak o sıralar fırsat bulamayınca yalan oldu. Ankaragücü 100. yılın da verdiği gazla müthiş bir transfere imza attı. Kim ne derse desin Darius Vassell'i Türkiye'ye getirmek önemli bir iştir. Hele ki İstanbul takımlarından başka bir takıma getirmek müthiş bir iştir. Tebrik etmek lazım. Vassell kötü bir sezon geçirebilir, beklentilerin altında bir performans da sergileyebilir ama Ankaragücü formasını giymesi hem Ankaragücü'nün hem de ligimizin değerine önemli bir katkı yapar.

Arkadaşlarla oturup saatlerce yaptığımız futbol sohbetlerinde her zaman söylemişimdir, Turkcell Super Lig'in değerini yalnızca Alex, Anelka, Hooijdonk, Riijkaard, Baros ya da Delgado artıramaz. Gaziantepspor'a gelen Tabata, Julio Cesar, Gençlerbirliği'ne gelen Doll ve Ankaragücü'ne gelen Vassell artırır. Transferi bitirenlere tekrar yürekten tebrikler.

Bu arada, Turkcell Super Lig artık başlasın!

"Orada çözmemiz gereken olaylar vardı"

‘…Geri dönüş tarihi 6 Temmuz gibi planlanmıştı. Ancak hocamızın değişmesi ile birlikte bu tarih değişti. Bir Brezilyalı olarak ülkeme karşı sorumluluklarımı da yerine getirmem gerekiyordu. Ülke olarak sıkıntılı bir dönem yaşıyorduk. Orada bu nedenle çözmemiz gereken olaylar vardı. Ben de programımı buna göre ayarlamıştım….’ demiş kaptan. Hayatım Fenerbahçe'de gördüm. Aslında ne yalan söyleyeyim gecikme konusunda haklı yanları olduğunu düşünüyorum Alex'in. Sonuçta Brezilya'ya gidip gelecekti, biletleri mayıs ayında önceden kulüp tarafından bildirilen tarihe göre alması normal. Ben İstanbul'dan Bursa'ya giderken bile neredeyse son anda bilet bulamıyorum, adam Güney Amerika'ya gidip geliyor. Olay bilet de değil sadece, illaki memleketinde görmek istediği insanlarla görüşme zamanlarını da çok önceden ayarlamıştır. Neyse konu tam olarak bu değil aslında. Alex'in yukarıda alıntıdaki sözleri kafama takıldı. Ülke olarak yaşanılan sıkıntılı dönemde, sorunların çözümü sırasında nasıl bir rolü oldu çok merak ettim. Bu sözleri söylerken dalga geçtiğini de zannetmiyorum. Hakikaten Brezilya'da ne yaptı Alex?

Cumartesi, Temmuz 04, 2009

Off-Season #1

Off-season Fenerbahçe için çok hızlı başlamıştı, yavaş yavaş duruldu. Poulsen ismi geçiyor sürekli, ne yalan söyleyeyim hele hele verileceği öne sürülen rakam göz önünde bulundurulduğunda kesinlikle Fenerbahçe'ye yararı olacağını düşünmediğim bir oyuncu. Gerçi zamanında Appiah geldiğinde de benzer görüşe sahiptim, sonradan ne kadar yanıldığımı gördüm. İlgilenilen isimlerden yine gereksiz bulduğum Sercan da Bursaspor'la yeni sözleşme imzaladı. Daha önce de belirttiğim gibi bu transferi Fenerbahçe'nin göreceği zarardan çok Sercan'ın kariyerinin selameti için istemiyorum. Gelmesi halinde akıbetinin İlhan Parlak'ınki gibi olmaması için hiç bir sebep yok.

Zafer Kalaycıoğlu da Galatasaray'la resmi olarak sözleşme imzaladı. Ayva'nın tam da çiçek açma zamanı. Seneye Caferağa'da şenlik bol olacak belli.

Benim için off-season'a gelirsek müthiş monoton geçiyor. Yaz okulunda hergün ders var. Sıcak malum. Sınıflarda klima var ama nedense açılmıyor. Güzergah ziyadesiyle sınırlı. Etiler-Maslak hattında her gün git gel. 59RS hayat kurtaran bir hatmış onu da eklemek lazım. Efil efil otobüs... Yaşantım Recep İvedik ya da Bizimkiler'deki Cemil'den çok farklı değil. Her gün eve gelirken 3 bira + kısa Marlboro. Bakkal Bayram yeni kankim oldu. İki gündür de Boğaziçi Üniversite'sinin kep töreni var. Sabahtan akşama bangır bangır iğrenç bir müzik evin içinde. Nasıl tarif etsem o müziği bilemiyorum. Sinema'da filmlerden önce çıkan 21st Century Fox reklamının müziği gibi. Hayır işin müziğinde değilim 2-3 dönem altımdaki adamlar mezun oluyor biz yaz okulundayız odur benim canımı sıkan. Bu yaz magazin programı izlememe hususunda müthiş inançlıyım. Asabımı bozmak istemiyorum. Şu ana kadar da fevkalade uyguluyorum bunu. Kendimi adi yaz dizilerine verdim. Buradan herkese ilan ediyorum atv'deki Kız Kaçıran'a dikiz. Bakmayan kaybeder.

Yaz okulunun soundtracki de Kanye West'ten geliyor sürekli. 808's N Heartbreak albümü leziz. I'm amazing!

Cumartesi, Haziran 27, 2009

Türk Basketbolunun Parlayan Yıldızı (!)

Şampiyonluğun kaybedildiği maçtan sonra yaşanan olaylarla ilgili ısrarla yazmak istemedim. Sabrı zorlanan bir Fenerbahçe tribününün olayları nerelere vardırabileceğini görmüş oldu herkes. Ayıp ayıpla örtülmez elbet, Fenerbahçe taraftarının yaptığını ben de maruz görmüyorum ancak olayı "Fenerbahçe taraftarı şampiyonluğun kaçmasını hazmedemedi" şeklinde yorumlamak abestir. Bu camia ki senelerdir mücadele ettiği türlü branşlarda gerek kendisi gibi kulüp takımlarına, gerek müessese takımlarına defalarca şampiyonluğu kaybetmiş, ancak olaylar hiç bir zaman bu noktaya gelmemiştir. En yakın örnek olarak geçtiğimiz sene Eczacıbaşı'na kaybedilen voleybol şampiyonluğunu örnek vermek mümkün. 2-0 önde olduğumuz seride 3. maçta şampiyonluğa giderken 22-18'den dönen/döndürülen ve ardından kaybedilen şampiyonluktan sonra en ufak bir olay olmadı. Demek istediğim şudur ki, Sezen Aksu şarkısı misali "masum değiliz hiç birimiz." Olayların bu noktaya tırmanışında Tuncay Özilhan, Ergin Ataman ve saha içinde aslan parçası, saha dışında ise İstanbul beyefendisi karakterine bürünen, şizofreni başlangıcı yaşıyor olması kuvvetle muhtemel Kaya'nın da seri boyunca utanmadan sürdürdükleri icraatlarını görmezden gelmemek lazım.

Esas şampiyonluktan sonra yaptırılan yukarıdaki afişe takıldım. 33 senede 13 şampiyonluk falan onlara değil. "Bizi gönülden destekleyen tüm taraftarlarımıza teşekkürler" ibaresi ve arkadaki coşkulu tribün görüntüsü beni benden aldı. Efes Pilsen'in herhangi bir maçta öyle coşkulu bir taraftar kitlesi oldu mu acaba? Olduysa neden maçtan bir enstantane değil de verilen talimatla sevinip coşan figüranlardan oluşan bir fotoğrafı koymayı uygun gördüler acaba?

Yapmayın, etmeyin...

Bana herşeyi deyin, Efes Pilsen taraftarı demeyin.

Yok öyle bir şey çünkü.

Salı, Haziran 16, 2009

Aykut Kocaman

Topuz transferi statta taraftarlara açık, kulübün benim gördüğüm zaman dilimindeki en önemli adamlarından birinin imzası basına dahi kapalı...

Bir kerecik olsun hak ettiklerini verelim insanlara ne olur...

Mevcut çirkin düzen senin adamlığını bozmasın Aykut. Hep düzgün oldun. Fenerbahçe'ye rakipken takımının aleyhine çalınan düdüklere isyan ederken bile... Fenerbahçe sensin, Topuz ya da Aziz Yıldırım değil...

O gitsin, bu gitsin ama sen gitme. Uzun yıllar kal bizimle. Yaslı gittin, şen gel, daha da gitme...

Mehmet Topuz

Mehmet Topuz transferinde artık kimsenin merak etmemeye başladığı son geldi. Olması gerekenden mümkün olan en uzak şekilde işleyen bir transfer hikayesi, bir nevi saraydan kız kaçırma. Mehmet Topuz’a Türkiye’nin 3 büyük kulüp dışında oynayan en iyi Türk oyuncusu olduğu için ilgi normal olarak yüksek. Transfer sürecinde yaşananlar ilginç. Fenerbahçe Kayserispor yönetimiyle anlaşıyor, Beşiktaş futbolcuyla… Sonra Fenerbahçe ve Beşiktaş arasında müthiş bir medya savaşı başlatılıyor. Önce Beşiktaş başkanı oyuncuya forma giydirip, Beşiktaşlı olduğunu söyletip, bu şartlar altında Fenerbahçe’nin Mehmet’i transfer etmesi halinde koca bir “ezik” olacağını iddia ediyor, ardından Aziz Yıldırım çıkıyor bu işin peşini bırakmayacağını ve kamuoyundaki tüm belirsizlik havasının aksine sergilediği kesin tavırla Mehmet’in Fenerbahçe’de forma giyeceğini söylüyor. Akabinde gelen “küçük Ahmet” çirkinliği de herkesin malumu.

Ve transferin bittiği gün… Hürriyet’te yazan habere göre Aziz Yıldırım Mehmet’le görüşmek için Kayseri’ye gidiyor. Hürriyet’in verdiği haber doğruysa eğer transferin bittiği gün Mehmet’in yanında olanlar sporla zerre alakası olmaması gereken insanlar. Üsküdar Beşiktaşlılar Derneği Başkanı, Kayseri Ülkü Ocakları Başkanı ve tabi ki Aziz Yıldırım. Daha yakın geçmişte Fenerbahçe’ye kurumsal bir yapı kazandırdığını gerine gerine anlatan Aziz Yıldırım… Kurumsal kulüplerde transfer edilen oyuncuyu bizzat gidip getiren başkan da varmış onu görmüş olduk. Aziz Yıldırım Mehmet’le görüşüyor, ikna ediyor ve gece yarısı uçakla İstanbul’a getiriyor. Mehmet Topuz’a şaşalı bir imza töreni düzenleniyor, bu sefer de Fenerbahçe yönetimi Mehmet’e “formayı tuttum ama giymedim” dedirtiyor, “Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak” şapkasını taktırıyor.

Beşiktaş cephesinin feveranı bitmiyor. Fenerbahçe’yi gayri nizami transfer politikası yürütmekle suçluyor hatta hatta Beşiktaş’ın şampiyonluğunun gölgelenmeye çalışıldığını iddia ediyor. Bunları söyleyenlerin Ashley Cole’un Chelsea’ye transferinde Chelsea kulübünün aldığı cezayı bilmiyor olmalı. FIFA kurallarına göre sözleşmesinin bitmesine 6 aydan fazla olan oyuncuyla görüşmek suç. Demirören yönetiminden her zamanki gibi muazzam bir düz mantık. “Ben Beşiktaşlıyım” diyen oyuncu Beşiktaş’ta oynayabilirden sonra “Şampiyon olan takım flaş transfer yapar. Rakipleri yaparsa amaç şampiyonluğu gölgelemektir.” Ezeli rakibi tuttuğunu öyle ya da böyle belirten bir oyuncunun takımımda oynamasından ben hoşnut değilim. Demirören de bu tutumu beğenmiyorsa ve önceki açıklamalar emsal kabul edilecekse Denizlispor’da oynarken “Ben Fenerbahçeliyim” diyen Yusuf’u ve İnönü’deki Fenerbahçe derbisinden sonra “Kızınız Nobre’yi oğlumuz Emre’ye(Aşık) istiyoruz” pankartı açılan Nobre’yi takımına kazandırmayacaktı. Kaldı ki yakın geçmişte Yusuf’u kulübüyle görüşerek son anda Trabzonspor’un elinden Demirören benzer olayda böylesine bir tepki gösterirken Türk kamuoyunun balık hafızasına güveniyor olmalı. Şampiyonluğu gölgelemek iddiasını görünce nutkum tutuldu zaten. Yorum yapmak güç.

Bundan sonra olacaklar da belli. “Seni Seviyoruz Emre Belözoğlu”, “Sıra sende Arda Turan” pankartlarını açan taraftar güruhundan daha kalabalık bir güruh sahip çıktı Topuz’a. Açıkçası şaşırdım. Ezeli rakibe transferde atılan çalım olarak göremiyorum ben bu transferi. İstemiyorum da. Bunlar için artık geç. Topuz aynen Tümer Metin’in Alkmaar maçlarında olduğu gibi iki Avrupa Ligi maçında yıldızlaşır, ne “Ben Beşiktaşlıyım” açıklaması hatırlanır ne de forma giymesi.

Çarşamba, Haziran 10, 2009

Bilica & Bekir


Sezon ortasından beri Fenerbahçe'ye gelecekleri konuşulan iki oyuncunun transferi artık kesinleşti. Bekir'i devre arasında da istemişti Fenerbahçe, Gaziantepspor'un 6 ay sonra sözleşmesi bitecek oyuncu için astronomik bir bonservis istemesinden dolayı transfer sezon sonuna kalmıştı. Bonservis ödemeden Fenerbahçe Bekir'i kadrosuna kattı. Geçmişi parlak bir oyuncu. Yine de gözümün önünden gitmeyen Kemal Aslan ve Mahmut Hanefi örneklerini düşününce insan ister istemez büyük konuşmaktan kaçınıyor.

Bilica da bu sezon Sivasspor'u başarıya taşıyan defansif anlayışın en önemli parçasıydı. Türkiye için gayet iyi bir stoper, Avrupa'daki performansını da göreceğiz. Alex ve Carlos'un yanına frikikler için bir aday daha eklenmiş oldu Bilica'nın gelişiyle. Bilica'nın bonservis bedeli için ise Yasin Çakmak ve 3 tane kiralık oyuncu verecek Fenerbahçe. Yasin Çakmak'ın kaybedilişine açıkçası üzüldüm. Türkiye'deki kalburüstü savunma oyuncularından biri gözümde Yasin. Kaldı ki Yasin'i verip onun yerini doldurmak için Bekir'i almak Fenerbahçe'de nasıl bir fark yaratacak anlamış değilim. Servet Çetin'inkine benzer bir senaryoyu izlememiz çok muhtemel bence. Yasin'i iyi geçireceği bir sezonun ardından Galatasaray, Beşiktaş ya da Trabzonspor'da görebiliriz bir sonraki sene.

Selçuk Şahin'le de sözleşme yenilenmiş. Anlaşma şartlarını bilmiyorum ama eğer Selçuk'un sene içinde istediği şartlarda bir sözleşme imzalandıysa yazık olmuş.

Yurt içinde yapabileceği transferin önemli kısmını bitirdi Fenerbahçe. Bundan sonra mevcut kadroda beğenilmeyen yabancıların durumu ve yerine gelecekleri bekleyeceğiz.